BİR MESLEK SAHİBİ OLMAK ÜNİVERSİTE BİTİRMEK KADAR ÖNEMLİ

Yeminli Mali Müşavir Ahmet Gündüz ekonomideki gidişatı yorumlayabilen, fütürist bir yaklaşımla, eldeki verileri değerlendirerek neler olabileceği noktasında isabetli öngörüleri bulunan çok özel bir isim.

 

Bu yüzdendir ki, kendisiyle her yıl artık geleneksel hale gelen bir röportaj yaparak, okurlarımızın bakış açısını zenginleştirmeyi amaçlıyoruz.

 

Ahmet Gündüz’ü bu anlamda takip eden, onun yorumlarını ve öngörülerini dikkate alan çok sayıda esnaf, iş adamı ve yatırımcının da olduğunu biliyoruz.

İçinde bulunduğumuz dönemde, herkes için en önemli şeylerden birinin ekonomi olduğu malum. Bu konuda çok karamsar tablo çizenler de, iyimser olanlar da var.

 

İşte biz bu meseleyi bir de ‘geçmişte yapmış olduğu tespitler önemli oranda isabetli çıkan, ekonominin içinde yaşayan birine’ Ahmet Gündüz’e bu minvalde sorular sorduk.

 

Okurlarımızı bu sorulara verilen cevaplarla buluşturuyoruz.

 

Bölgemizde uzun yıllardır Yeminli Mali Müşavir ve Bağımsız Denetçi olarak, aynı zamanda Aden Patent & Eğitim Danışmanlık’ta marka patent vekili sıfatlarıyla hizmet vermektesiniz. Bu çerçevede aktif bir performans sergileyerek meslektaşlarınıza, iş yerlerine ve vatandaşlara yönelik fayda sağlayan faaliyetleriniz olduğunu da biliyoruz. Bu faaliyetlerinizden kısaca bahseder misiniz?

 

Metin Bey, Biz İstanbul Pendik’te AG Yeminli Mali Müşavirlik ve Bağımsız Denetim A.Ş. olarak Yeminli Mali Müşavirlik ve Bağımsız Denetim Hizmeti vermekteyiz. Şirketimizin web sitesi  www.agdenetim.com’dur. Şirketimizle Kamu Gözetim Kurumu ve Sermaye Piyasası Kurumu’na tabi şirketleri denetlemekteyiz. Aden Patent ve Eğitim Danışmanlık A.Ş. olarak da hem marka patent tescil işlemleri yapmaktayız hem de www.webokul.com.tr sitemizle online,  videolu ve yüz yüze eğitimler vermekteyiz.  Bu eğitimleri sadece biz değil, tüm eğitim verebilen eğitmenlerimiz kullanmaktadır. Ayrıca çok sayıda ticaret odaları, meslek odalarında yüzlerce seminer ve sunumlar yaptık ve hala devam yeni seminerlerimiz de bulunuyor.

 

Yaptığınız iş ve konumunuz itibari ile ekonominin doğrudan içerisindesiniz. Birçok kişinin farkında olmadığı ayrıntılardan haberdarsınız. Türkiye’nin içerisinde bulunduğu ekonomik panoramayı değerlendirir misiniz?

 

Türkiye jeopolitik yapısı itibari ile Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan, tarih boyunca dünyanın Batı ve Doğu arasındaki köprüsü, ticaret merkezi olma vasfında bir ülkedir. Böyle olunca da herkesin gözü bizim üzerimizdedir ve tarih boyunca da bu böyle olmuştur. Bundan sonra da tüm dünyanın gözü Türkiye’de olmaya devam edecektir.

 

Türkiye bu konumu sebebiyle; ticari, ekonomik ve de kültürel etkileşimlere, hassasiyeti yüksek olan bir ülkedir. Son yıllarda siyasal istikrar, ekonomik istikrar getirmiştir.

 

Böylelikle ülkemiz gelişmiş; üretim, sanayi ve ticari hayat düzene girmiştir. 2008 yılında dünyada oluşan ekonomik kriz, alınan kararlarla atlatılmış, kriz teğet geçmiştir.

 

Suriye’deki iç savaş nedeniyle ülkemize gelen göçmenleri ülke olarak misafir etmiş olmamız bize yük getirmekle birlikte dostane tavrımızı sergileyen bir tutum olmuştur. Biz ülke olarak hep barıştan, kardeşlikten yanayız. Savaşa, teröre karşıyız. Ülkelerin toprak bütünlüğüne saygılıyız. Vatanımızın bölünmesine, parçalanmasına yönelik oyunlara da asla seyirci kalmayız.

 

Suriye’de yaptığımız Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı harekatları ile bunu bir kez daha göstermiş bulunuyoruz. Başından beri Türkiye’nin 35 kilometrelik tampon bölge önerisi kararlı ve cesaretli adımlarla nihayet sonuç vermeye başlamıştır. Türkiye Ortadoğu’da söz sahibi olduğunu bir kez daha tescillemiştir.

 

Ekonomimiz elbette bu jeopolitik gelişmelerden dolayı zaman zaman saldırılara uğramış ve uğramaya devam etmektedir.

Ekonomik dalgalanmalar; esnaf, sanatkar, işçi, memur ve toplumun her kesimini etkilemektedir. Türkiye çok güçlü bir ülkedir. Bu ekonomik durgunlukları atlatacaktır.

 

Ülkemizin önemli sorunlarından biri de işsizlik. Bu konudaki görüş ve önerileriniz nedir?

 

Türkiye’nin en önemli sorunları adalet, ekonomi, eğitim ve işsizliktir. Ülkenin iktisaden gelişmesi, büyümesi için adalet mekanizmasının hızlı ve etkin çalışıyor olması gerekir. Geciken adalet, adaletsizlik getirir. Adalet ülkemizin ilk sorunlarındandır. Caydırıcı cezalar ve hızlı çalışan adalet mekanizmasına ihtiyacımız var. Maalesef adalet yavaş çalışıyor, çok davalar var 3 – 5 yılda bile çözüm bulunamıyor. Bu durum ülkemize olan güvenin azalmasına ve ekonomik yatırımların sekteye uğramasına sebep oluyor.

 

Ayrıca dünya ekonomisindeki sıkıntıların da, ülkemize etkileri oluyor. ABD’nin Çin, İran üzerine yaptığı ambargolar ülkemizi de dolaylı etkilemiştir. Suriye’deki iç savaşın devam etmesi bu günlere kadar ülkemizin ekonomisine olumsuz yansımıştır. İç piyasada da faizlerin yüksek seyretmesi, 2018 yılındaki döviz krizi; işletmeleri zor duruma düşürmüş, ekonomiyi durağan yapıya dönüştürmüştür.

 

Bütün bunlar hem ekonomiyi belirsizleştirmiş, ülkemizdeki işsizliği körüklemiştir.

 

Ülkemizde genç nüfus yoğunluğu bulunmaktadır. Bu genç bireyler doğal olarak istikbal arayışı içerisindedir. Lakin her lise öğrencisinin üniversite bitirmek gibi bir zorunluluğu varmış gibi düşünülüyor. Gençleri ‘olmazsa olmaz’ üniversite mezunu olmaya odaklamak yanlıştır. Hayatın gerçeklerini göz önünde bulunduracak olursak; meslek liseleri ülkemizin en önemli meselesidir. Üniversite mezunu çok sayıda işsizimiz var maalesef. Bununla birlikte ‘ara eleman’ sıkıntısı had safhada. Örneğin vinç operatörü, ekmek ustası, kaynakçı, CNC operatörü, mobilya ustası, araba motor tamircisi, boya ustası, kaporta ustası, çoban gibi meslekler başta olmak üzere çok sayıda ara elaman ihtiyacını karşılayacak personel bulunamıyor. Çünkü herkesin hedefi üniversite mezunu olmak, mesai saatleri belli olan masa başı bir iş edinmek…

 

Biz anne ve babalar çocuklarımızı küçükten yönlendiriyoruz. Çocuklarımızı hiçbir şekilde üniversiteyi bitirene kadar çalışma hayatı ile tanıştırmıyoruz. Bu yüzden çocuklarımız üniversite mezunu oluyorlar ama hiçbir şekilde çalışma hayatını bilmeyen, iş ve işçi ilişkilerini hiç tanımamış bireyler haline geliyorlar. Dolayısı ile de çocuklarımız piyasada iş bulamıyor, bulsa bile verimli çalışamıyorlar. Bu nedenle eğitim modelimizi değiştirmemiz gerekir. Öğrencilerimizi mutlaka liseye geçiş yılında mesleki becerileri ve yeteneklerine göre yönlendirmemiz gerekir. Böylelikle çocuklarımız mesleki yeteneklerine uygun liseleri bitirecek, lise son sınıfına geldiklerinde de; çalışabilecekleri sanayicilerin yanında staj görerek hem eğitimlerini tamamlamış hem de mesleki tecrübesini kazanmış bireyler olacaklardır.  Bu arada, staj süresini son yıl 4 gün yapmak gerekir. 1 gün okulda, 4 gün işte staj görmeliler, Okul günü sadece öğrencilere teorik bilgi ve işçi – işveren ilişkilerini öğretmek gerekir.

 

Ülkemizde her ilde bir üniversite kurulması güzel oldu. Ancak orta öğretimdeki 5 milyon 649 bin 594 öğrencinin; 3 milyon 250 bin 334’ü genel liselerde, 1 milyon 793 bin 391’i mesleki ve teknik liselerde, 605 bin 869’u da imam hatip liselerinde eğitim alıyor. TYT’ye 2018 yılında 2 milyon 260 bin 273 kişi girdi.

 

Ayrıca işsizlik 2019 yılı Nisan ayında, geçen yılın aynı dönemine göre 1 milyon 116 bin kişi artarak 4 milyon 202 bin kişi oldu. 2019 işsizlik oranı 3,4 puanlık artış ile %13,0 oldu. 2019 Nisan ayında kayıt dışı çalışanların oranı, bir önceki yılın aynı dönemine göre 0,9 puan artarak %34,2 olarak gerçekleşti.

 

İstatistiklere bakıldığında üniversite sayısındaki artış, son 5 yılda mezun sayısına da yansımaya başladı. 2001 yılında 455 bin öğrenci üniversiteye yerleştirilirken, açık öğretim verileri de eklendiğinde bu sayı 2019’da ikiye katlanarak 900 binin üzerinde oldu. 1980’de yüzde 10 olan üniversite yerleşme oranı da 2019’a gelindiğinde yüzde 35’e yükseldi. 2008 ve 2009 yıllarında da başvuran öğrencilerin yarıdan fazlasının üniversiteye yerleştirilirken, 2013’ten sonra ise azaltılan kontenjanlarla yerleştirme oranları düşürüldü. YÖK verilerine göre 2012-2013 yılında üniversite mezun sayısı 688 bin iken, bu sayı 2017’de 802 bine, 2019’da da 845 bine yükseldi. Gerekli istihdam planlaması yapılmazken son beş öğretim döneminde, her yıl mezun olan öğrenci sayısında 50 binin üzerindeki artış olmaktadır.

 

Ama anlaşılacağı üzere üniversite bitirmek iş bulacağınız anlamına gelmemekte, bu sayede işsizlik oranı düşmemektedir. Bu nedenle herkesin üniversite okumasından ziyade, herkesin çalışıp hayatını kazanabileceği bir mesleğinin olması daha memnuniyet verici neticeler doğuracaktır.

 

Geçtiğimiz yıllarda sizinle gerçekleştirmiş olduğumuz röportajlarda döviz kurlarını, altını özetle TL’nin seyrinin ne olacağını sormuştuk. Geçen zaman bu konularda isabetli öngörüleriniz olduğunu ortaya çıkardı. Bu konuyla ilgili yeni bir değerlendirme yapar mısınız? Yatırımcılara uyarı ve önerileriniz nedir?

 

Biz “Vatandaşlarımız günlük yaşamlarını dövizle sürdürmüyorlar. Dolayısıyla döviz bürolarının tamamının kapatılması, bu konuda ihtiyaç duyanların işlemlerini bankalar aracılığıyla yapması gerekir” demiştik. Hala aynı düşüncemizi yeniliyoruz.

 

Son yıllara gelindiğinde dünyada oluşan dalgalanmalar ve Merkez Bankası’nın para politikaları sebebiyle; şahıslara, şirketlere, döviz geliri olmayanlara döviz kredileri açılmamış ve ülkemizde dövize olan talep artmıştır. Hem dünya ekonomilerindeki dalgalanmalar, hem de Merkez Bankası’nın yanlış para politikaları sebebiyle, 2018 Mart ayından itibaren döviz krizi başlamıştır. Biz 2018 sonu değerlendirmemizde; krizin yıl sonuna doğru durağanlaşacağını, döviz kurunun 2018 Ekim ayından itibaren 5.25 ila 5.75 bandında kalacağını söylemiştik. Öyle de oldu.

 

Bize göre, 2020 sonuna kadar da döviz kurlarında anormal bir gelişme olmayacak. Aksine döviz kurlarında ve faizlerde biraz daha gerileme bekliyoruz. Önümüzdeki yıllarda altına yatırım yapanların kazanacağı bir finansal piyasa bekliyoruz.

 

Hükümetimiz, ekonomi etkilenmesin diye var gücüyle çalışıyor. Tedbirler alıyor, teşvik paketleri çıkarıyor, önümüzdeki 2020 yılı içerisinde ek vergi paketleri ile de ekonomik durgunluğu aşacak önlemler almaya çalışmaktadır.

 

Biz hükümetin ek vergi koymasına karşıyız. Amaç vergi oranlarını azaltıp, vergiyi tabana yaymaktır. Önceki yıllarda da önerdiğimiz “KDV oranını %1’e indirelim,  KDV’deki indirim mekanizmasını kaldıralım. Böylelikle KDV’yi hasılat üzerinden ödenen %1 oranında alınan bir vergi haline getirelim.” demiştik.  Köklü vergisel reformlar yapmazsak, vatandaşın gönüllü vergi ödemesinin önü kapatılır. Vergi ödememek için kayıt dışı ekonomiyi arttırırız.

 

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Ülkemiz dünyanın gözbebeğinde olan, dört mevsimin aynı anda yaşandığı Cennet bir vatandır. Bu topraklarda her zaman başkalarının gözü vardı, var olacak. Ancak biz bir birimize kenetlenirsek, adalet, ekonomi, eğitim ve işsizlik konularında etkili politikalar üretebilirsek, ülkemizin dünyada söz sahibi bir düzeye gelmesini sağlamış oluruz.

 

Türkiye Cumhuriyeti ve Türk insanı bunları başarabilecek potansiyele sahiptir.

 

BU HABERİ SOSYAL MEDYA DA PAYLAŞ